30 Ocak 2021
Toplumsal Cinsiyet Okumaları’nın beşinci haftasında “Toplumsal Cinsiyet ve Din” başlığında Dr. Öğr. Üyesi Rahile Kızılkaya Yılmaz ve Doç. Dr. Birsen Banu Okutan’ı dinledik. Okumalar sırasında öne çıkan satırlar şöyleydi:
Rahile Kızılkaya Yılmaz “Sahîh, Mevzû ve Bağlamından Koparılan Hadislerdeki Kadın Algısının Analizi”
“Hadis ilminde, Hz. Peygamberin hadislerini herhangi bir erkeğin aktarması ile herhangi bir kadının aktarması arasında, o hadisin değeri noktasında hiçbir fark yok. Erkek veya kadın olsun cinsiyetlerine bakılmaksızın kişinin sadece ilmi yetkinliği dikkate alınır.
Kadınlara dair hadislere bakıldığında, örneğin Buharî’nin Sahih’inde, kadının erkeği, erkeği kadını tedavi edebilmesi, kadınların bayram namazı için mescide gelmeleri, zorla nikâhın caiz olmayacağı, kadının erkeğe evlenme teklif edebileceği, kadının kocasının ve çocuklarının geçimini sağlaması halinde bu harcamaların sadaka hükmünde olacağı gibi birçok başlığın özellikle bu konular üzerine olduğunu görmekteyiz.
Hz. Peygamber’in hayatına baktığımızda kadına karşı şiddeti nehyettiğini rivayetlerde görebiliriz. Kadına şiddet mevzusunda tartışma, uygulanıp uygulanamayacağına dahi gelmeden Hz. Peygamber’in bir erkeğin aynı evi paylaştığı kadını nasıl dövebileceğini hayretler içerisinde karşıladığını bildiren rivayetler var.
Kadınlar hakkında olduğu iddia edilen birçok hadisin eksik veya hatalı olması sebebiyle olumsuz bir algı oluşturduğunu görüyoruz.
Hz. Peygamber’in Hudeybiye Antlaşması zamanında sahabeler kendisini dinlemeyince hanımı Ümmü Seleme ile bizzat istişare edip ardından onun tavsiye ettiği şekilde davranması bütün hadis kitaplarında örnek olarak yer almakta ve O’nun hayatında eşlerine ve diğer hanım sahabeleri nasıl davrandığını göstermesi açısından önemli bir örnek uygulamadır. Yine kadının şahitliği konusunda, onun vâkıf olduğu bir konuda uygulamada ikinci bir şahide ihtiyaç duyulmadığını, tek bir kadının sözüyle iktifa edildiğine şahit oluyoruz. (Ayrıntılı bilgi için bknz. https://www.sonpeygamber.info/hz-peygamber-in-hanimi-ummu-seleme-ranha)
Kadınlar ile ilgili olarak verilen hadisleri verildiği konu başlığıyla ve kendisinden sonra gelen diğer hadisler ışığında değerlendirmek hadis ilmi yöntemi açısından doğru olacaktır. Örneğin kadınların akıl ve din yönünden eksik olmaları, kadının uğursuzluğu, kadının kocasına secde etmesi şeklinde anılan bazı sahih hadisler vardır ki bunlar başı sonu alınmadan sadece içinden adeta cımbızla çeker gibi mezkûr cümleler seçilmiştir dolayısıyla bu hadis eksik değerlendirilmiş bir hadistir. Eğer kadın bahsi geçtiği şekilde eksik akıllı olsaydı hadis ilminin en büyük ravilerinden olan Hz. Ayşe’nin rivayet ettiği hadislerin kabul görmemiş olması gerekirdi ki bilakis onun rivayet ettiği bir hadis diğer ravilerden birininki ile çelişiyorsa Hz. Ayşe’nin rivayeti kabul edilir olmuştur.
‘Erkeklerden çoğu kemâle erdi, hâlbuki kadınlardan sadece Firavun’un karısı Asiye ile İmrân’ın kızı Meryem’den başka hiç kimse kemâle ermemiştir. Hz. Aişe’nin diğer kadınlara üstünlüğü, tirit yemeğinin diğer yemeklere üstünlüğü gibidir.’ hadisinin, “Kitab’ul Enbiya” bahsinde geçmesi, kemale ermekle ilgili kast edilenin Peygamberliğe dair bir konu olduğunu bize işaret ediyor. Bu hadisi, bilgi, erdem bakımından olgunluğa sadece erkeklerin erebildiği şeklinde yorumlamak, hadisin sahihliği ile ilgili bir sorun değil bizim eksik algımızla, hadis ilmine uzaklığımızla ve yeri geldiğinde ilim ehline müracaat etmemizle ilgili bir sorundur. (Buhari, Enbiya 32.)”
Birsen Banu Okutan “Oto-Oryantalist Söylem ve Başörtülü Müslüman Kadın Kimliği”
Zihnimizi ikiye bölerek Doğu’nun karşısına konuşlandırılan güçlü bir Batı imgesi, dünyaya bakış açımızda biz hiç bilmesek de farkında olmasak da zihnimize kazınmış dikotomiler zinciri oluşturuyor. Hayatı böyle okumaya ve anlamaya çalışıyoruz.
Şark aslında gidilmeden üzerinde betimlemeler yapılan bir coğrafyadır.
Doğu dendiği vakit insanların zihninde ilkellik, cahillik, eğitimsizlik bunlarla birlikte modern olamama ama modernleşme durumu halinde olma akla gelmektedir.
Modernite sosyolojik manada bir zihniyet meselesidir. Modernitenin merkez noktasının rasyonalizm olduğunu bilmek durumundayız. Modernite akılcılığı merkeze koyarak maneviyatı ve dini değerleri kapının dışına bırakıyor.
Oryantalizmin bu ikili şeması ışığında batıdan öğrendiğimiz, batıda yazılanları okuyarak şekillendirdiğimiz dünyanın içinden olaylara bakarken karşımıza oto-oryantalizm çıkıyor. Oto-oryantalizm, batıda yazılan kaynakları okuyup öğrendiklerimizi içselleştirerek kendi dünyamızı yeniden kurgulama, şekillendirme süreci... Oryantalist bakış açısının sızdırılmış halini kendi toplumumuza uygulama girişimimiz olarak da nitelendirebiliriz. Oto-oryantalist söylem batı dışı toplumlar için üretilen bir kavramdır.
Dışarıdan bakıldığı vakit bütün başörtülüler birbirine benziyor algısı dört bir yanımızda hâkim. Dışarıdan bakıldığında bütün Japonların birbirine benzetilmesinden farkı yok bu önyargının. Bilim insanları, doğadaki hiçbir maddenin birbirine benzemediğini keşfetmiş durumda. Bir topluluk hakkında konuşurken onların birbirlerinden farklı olduklarını bilerek, onları anlamaya çalışan bir bakış açısıyla bakmak zorundayız. Birey var ortada.
Gündemde olan son tartışmalara (Ataklı-Sağlar-Mütercimler) ve genellemeci yaklaşımlara baktığımızda, bilimsel anlayış, epistemolojik zihniyet ne kadar değişmiş olsa bile Auguste Comte’un çubuğunu elinde taşıyan, pozitivizmin kıskacında sıkışmış zihniyetin hâlâ devam ettiğine şahit oluyoruz, şaşırarak. Bu denli bireye konsantre olma nutukları atan zihnin, iş inanan, başını örten insanlara geldiğinde takındığı tavır da şaşırtıcı değil mi?
